Dr. Ahmet AKMAZ
Şube Sekreteri
TESHABER
   
Teşekkür Sayısı: 1940
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2075
|
 |
« : Aralık 16, 2009, 10:33:40 » |
|
Medyanın dilediği istikamete insanları sevkettiği herkesin malumudur. Şimdiki istikamet "OYUNA GELME" oyunudur.
Hakikaten ortada bir oyun bulunmaktadır ve de bu milletin, bu devletin nüvesini teşkil edenlere sürekli olarak bu oyunun dışında kalmaları telkin edilmektedir; neden?
Birileri çıkıp geliyor; malımıza, canımıza, milletimize, devletimize kastediyor; buna karşılık birileri "aman provokasyona dikkat", "aman oyuna gelme", "aman ha...", "sakın ha..." türünden zırvaları sürekli olarak beynimize, kalbimize, gönlümüze işliyor; bizden de kaderimize razı olup kurbanlık koyun gibi sıramızın gelmesi bekleniyor.
Ortalık öyle bir toz, duman oluyor ki toz, duman arasında ne yapacağımızı, ne edeceğimiz bilemez bir hâle geliyoruz. At izi, it izine öyle bir karışıyor ki kimse kimseye itimat edemiyor. Yapılan her hayırlı işin bile arkasında bir bit yeniği aranmaya başlıyoruz. İşte tam da bu vaziyeti yıllar öncesinden merhum Alparslan TÜRKEŞ, "Türk milletine Bizans'tan geçen bir hastalık vardır. Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek..." sözleri ile ifade etmişti.
Bizans'tan bulaşan bu hastalıkların tedavi edilemez bir hâl almasını sağlamak için olsa gerek bundan yaklaşık 350 sene evvel Sabatay Sevi devreye girerek adamlarına "Türklerin ruhunu almaları" emrini vermişti. Sabatay Sevi, bir milleti yok etmek için ferdlerini öldürmenin yetmeyeceğini kavramış olsa gerek ki adamlarına böyle bir emir vermişti. Zira; birbirine kenetlenmiş ferdleri yok etmek için topla, tüfekle saldırıya geçer ferdleri öldürmek istersen sağ kalanlar birbirine daha da kenetlenerek yapılan saldırılara karşı koyma yolunu tercih ederler. Bu da işlerin zorlaşmasına, sarpa sarmasına yol açar; hatta varılmak istenen hedefe ulaşılmasını imkansız hâle getirebilir.
Sabatay Sevi'nin adamlarına "Türklerin ruhunu alın" emrini verdiği günden beri Türk milletinin yok etme faaliyeti günün şartlarına göre planlı, programlı bir şekilde devam etmektedir. Öyle ki başımızı kaldırmayı bırakın, başımızı kaşımaya bile fırsat verilmemektedir. Başımızı kaşımaya kalksak öyle bir bombardımanla karşılaşıyoruz ki "ne yapacağımızı şaşırıyoruz" ifadesi bile içinde bulunduğumuz vaziyeti izah etmeye yetmemektedir. Bu bombardıman içinde neler yok ki neler!... Gün gelir "faşizm", gün gelir "komünizm", gün gelir "irtica", gün gelir "Atatürkçülük karşıtı", gün gelir "şeriat yanlısı", gün gelir "açılım", gün gelir "İrancı", gün gelir ".......", gün gelir ".......", gün gelir ".......", gün gelir ".......", gün gelir "......." olarak karşımıza çıkar.
Şimdi bana diyeceksiniz "Ey Doktor! Tamam, hastalığı anladık; peki çare?!"
Mühim olan hastalığı teşhis etmek değil mi? Ya da hastalığı teşhis etmeden tedavi yapılabilir mi? Hele bir hastalığın teşhisini koymayı bir başaralım; şahsen eminim ki tedavi o kadar da zor değil...
|