|
Şahin Şimşek
|
 |
« : Ekim 24, 2009, 20:00:05 » |
|
Yüreklerinde yıllarca yaşadıkları fırtınaların aslında bir hezeyandan başka bir şey olmadığını, kendilerine yapılan aşağılık tavrın bütün çıplaklığıyla hissettirildiği an anladılar. İnsan kendi devletinin yöneticileri, tarafından bir hiç yerine konabilirimiydi? Hem de bu devlete ve bu millete biri ayağını, biri gözünü, biri kolunu biride insanın vermeye kolaylıkla cesaret edemeyeceği canını vermesine rağmen. Yıllarca kendilerine verilen devlet ödünç ve gazi madalyaları, beratlarla onurlandı, gururlandılar, dürüstçe! Yaşadıkları onca çile, sıkıntı, açlık ve yokluğa rağmen sıkıntılarını belli etmeden, onurluca yaşadılar. Hatta bu dürüstlük ve vatan sevgisi o kadar ağırdı ki, çevrelerindeki insanların mutluluk ve huzuru için gözlerini kırpmadan feda ettikleri organların yokluğuna rağmen mutlu olmasını bildiler. Hissettikleri acıyı, yaşadıkları trajediyi kimselerin görmemesine bilmemesine, anlamamasına rağmen. Gazilerimiz yıllarca aldatılmışlardı! Onlara yıllarca sahip çıkılmamış, yüzlerine bakılmamıştı. Gazi ya da şehit oluşlarının hemen ardından gaziler ve şehit yakınları ilgiye mazhar olmuşlar, törenler bittikten şeref madalyaları ve beratları verildikten sonra ise ne devlet ne de millet tarafından belki de yüzlerine bakılmamacasına geri dönülmüştü. Bazıları açlık ve sefalet ile hayatlarının son anlarını yaşamışlardı. Basiretsiz Avrupa gazileri bile kral gibi yaşıyor, ulusal kahraman sıfatıyla toplumda yerini buluyordu. Bizimkiler gibi değillerdi. Her gün televizyonlara çıkıp saatlerce konuşmalar yaptılar. Geliştirilen politikanın millet ve memleket menfaatine bir tutum olduğundan eminmiş gibi gözbebeğimizin içine bakarak utanmadan nutuklarını attılar. Yalanlarını söylediler ve kendilerince yüksek bizce alçak kürsülerinden sırnaşarak, bu işi de becerdik hissini taşıyarak indiler. Ruhsuzdular, kaybetmişlerdi bütün duygularını, insanlıklarını yitirmişlerdi. Anlayacak, durumda değillerdi? Coni’nin öğretilerini uygulayıp iktidarlarını perçinleyebilmek için her türlü olumsuzluğa rahatlıkla izin vermeliydiler. Coni ne derse o olmalıydı! Yoksa iktidarlarının hemen alaşağı ediver ileceğini, yaşadıkları saadetin sona ereceğini biliyorlardı. Bir insan ancak bu kadar ruhsuzlaşabilirdi, ancak bu kadar gözünü karartabilirdi. Kaçınılmaz sona doğru adım adım ilerleniyordu. Milleti var eden bütün kutsal değerler siliniyor, yerlerine yeni ama Asil Türk milletine uzak cereyanlar empoze ediliyordu. Anlayamadığımız şeyler oluyordu, derin uykusundan uyanan bir dev gibi uyanmalı, milletimizin özüne uzak, yabancı ve hızlı ilerleyişe bir tepki göstermeli. Çığlığımızı hissettirebilmeliydik, katışıksız vatan hainlerine! Ve birer birer çarpıldı suratlarına verdikleri şeref madalyaları, beratları… Haykırıldı yüzlerine bütün çıplaklığıyla gerçekler… Şereften ve hakkaniyetten uzak tutumların karşılığı elbet bir gün verilmeliydi, verilecekti… HAK YERİNİ YAVAŞÇA BULUYORDU. Sözlerime değerli hocam Burhan ÇUMRALIGİL’in sözleriyle nokta koymak istiyorum. “ Şimdiye kadar kürt komşunuza, arkadaşınıza, akrabanıza düşman oldunuz mu? Sanmıyorum. Bundan sonrada olmayın lütfen. “DTP” nin bile cesaret edemeyeceği bu ……..liği iyi yorumayın ve unutmayın yeter!
|