|
dberkok
|
 |
« : Ekim 05, 2009, 21:46:51 » |
|
AKP’nin içeriğini bir türlü açık edemediği nesebi belirsiz “açılım” paketinin muhtevasını merak edenler açılımda neler olduğunu anlayabilmek için Erdoğan’ın kongre konuşmasını didik, didik ediyorlar. Satır aralarını okumaya çalışıyorlar. Ama nafile! Taşta ses var “açılım”da tık yok. Çünkü adını ne koyarlarsa koysunlar, “açılım” PKK terör örgütünün dolaylı veya dolaysız muhatap alınmasını, sonrada katillerin 221. maddeye dayanılarak (suçsuz varsayılıp) affedilip siyasette DTP’de alenen üslenmelerini, meclise girmelerini sağlayacak olması, ‘ayrışma’ taleplerinin bu günkü DTP’ye göre daha da radikalleştirmesi beklentileri AKP ve Erdoğan’ı ürkütüyor. Netameli. Sonu Türkiye’nin bölünmesine varacak korkunçlukta! Erdoğan’ın, DTP’ye ait, “Anaların gözyaşı dinsin” sloganını hümanizmle sarmalayarak kabullenişi bundandır.
Erdoğan Partisinin büyük kongresinde, "Ülkemde yükselen bir talep varsa, AK Parti'nin ona karşı kör, sağır, dilsiz olma ihtimali yok. Türk kardeşimin meselesi benim meselemdir. Kürt kardeşimin meselesi benim meselemdir", "Alevi kardeşimin meselesi benim meselemdir. Azınlıkların meselesi, benim meselemdir. Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı her bir kardeşimin meselesi benim meselemdir. İşte onun için 'milli birlik' diyoruz. İşte onun için 'demokratik açılım' diyoruz", dedi. O uzun konuşmada vurgulananlar, asıl ifade edilmeye çalışılanların, onların ifade ettiği amacı örtmek için kullanılan siyasi manevralar olmaktan öteye geçemedi. Çok adlı açılımda yukarıdaki cümlenin içindeki, “yükselen bir talep varsa”, hemen ardından talebin sahibinin belirtildiği, “Kürt kardeşimin meselesi benim meselemdir", sözü ve bağlı cümledeki, “Azınlıkların meselesi, benim meselemdir.”, sahiplenişi Erdoğan’ın paketi nasıl dolduracağını gösteren işaretler oldu. Anlaşılan o ki azınlıklar ve ayrılıkçı Kürtlerin meseleleri ve talepleri paketin muhteviyatını dolduracak. DTP, PKK, Teröristbaşı APO ve Kandil’de konumlanmış asi katillerin taleplerinin, AKP ve Erdoğan’ın dikkate alacağı istekler olacağı böylece 1. ağızdan itiraf edilmiş oluyor. Burada muğlâk olan, DTP/PKK’nın devlete ortak olma talepleri mi, yoksa onların da azınlık sayılması gerektiğini vurgulayan AB taleplerinin mi kabullenileceğidir! Onu da zaman ortaya çıkartacaktır. Hele, hele durum apaçık ortada ve bu kadar vahimken, Erdoğan’ın, “Türk kardeşimin meselesi benim meselemdir.”, sözü, üst ve ana unsur kimliğini Kürt etnik kimlikle eşitlemesi bir yana, aynı cümlede ayrılıkçı Kürtlere ve azınlıklara vaat ettikleriyle çelişen kargaları bile güldürecek komiklikteydi. Erdoğan’ın, ‘konuşma sanatı’nı kullanmadaki üstün becerisine rağmen, yaptığı monolog konuşmanın kendisine biat edenler ve yağcıları dışında kimseyi tatmin etmemesi de bundan olmalı!
AKP Kongresine DTP’nin üst düzey 2 yöneticiyle katılması ne kadar garipsenmediyse, onların, Şehit aileleriyle aynı sıralarda oturduklarını görmek o kadar garip ve kabullenilmesi imkânsız ve acıtıcı bir görüntüydü. Daha dün diyebileceğimiz bir zaman önce, İçişleri bakanının STÖ ziyaretleri sırasında ‘açılım’ı hiçbir şekilde destelemeyeceklerini ve açılıma destek veren siyasi partileri hiç affetmeyeceklerini söyleyen “şehit aileleri dernekleri” bu dernekler değil miydi? Bir büyük garabet de, Kıbrıs’ta ihanet çizgisinde Rum kesimine teslimiyetçi bir görünüm sergileyen Mehmet Ali Talat’ın Kıbrıs’ın başına AKP’ce bela edildiğini bilmeyen yoktur. Talat’ın Hristofyas’ın istekleri doğrultusunda KKTC’nin varlığını sonlandıracak, Kıbrıs Türklüğünü Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti bünyesinde ‘azınlık’ statüsüne indirgeyecek anlaşmaları yapmasını bön, bön izleyen Serdar Denktaş ve Derviş Eroğlu’nun da AKP Kongresine katıldıklarını duyanlara, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” dedirtti doğrusu! Üstelik seçim kazanan Eroğlu’nun zaferi AKP’yi çıldırtmışken!
Başbakan’ın konuşmasında referans noktası olarak sunduğu Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Mevlâna, Sabahat Akkiraz, Tatyos Efendi, Cem Karaca, Ahmet Kaya, Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Ahmedi Hani, Said-i Nursi, çoğunlukla Türk fikir ve sanat dünyasında iz bırakanlar, bırakacak olanlardır. Benzer isimlerle yapılan liste binlerce isimden de oluşabilirdi. Birkaçı hariç gerisine kimse zaten itiraz etmez. Tıpkı kimsenin ‘Annelerin çocukları ölsün. Anneler ağlasın.’, demediği gibi!
Erdoğan, fikri gömleğini çıkarttığından bu yana başka fikir, ideoloji ve siyasi partilerin fikirlerini, sloganlarını, idol kişilerinin adlarını ‘kurnazca’ kullanıyor. DTP’ye ait, “(terörist) Anaların(ın) gözyaşı dinsin, ” MHP’ye ait “Türkiye Sevdalıları”, “Milli Birlik” gibi, Özal’ın bir yerlerden (ç)alıp partisinin sloganı haline getirdiği, “Halka hizmet hakka hizmettir.”i gibi. Belediye başkanıyken cem evlerini yıktırmaya kalktığı, Alevilerin, Bektaşilerin Hacı Bektaş’ı, Pir Sultan’ı, Alevi deyiş ve semahlarının icrasının kraliçesi Sabahat Akkiraz gibi! Devrimci gençliğin asi Anadolu popçusu Cem Karaca gibi! Kendi siyasi temelinin, fikriyatsız, felsefesiz, sanatsız, kısır, sığ ve çorak olması, onu, oradan buradan apartarak fikri zenginliğe sahip olmaya zorluyor olabilir. Ancak bu hiçbir şekilde etik değildir ve gözden kaçmamaktadır. Erdoğan’ın konuşmasını hazırlayan her kim ise kesinlikle Milli Görüş geleneğinden gelmeyen birisidir. Muhtemelen Türk İslam sentezcisi eski bir ülkücü olabilir. Erdoğan’a hayatı boyunca söylemeyeceği sözleri söyleterek bir çeşit tatmin de yaşıyor olabilir. Ancak konuşma hazırlarken biraz da Erdoğan’ın geldiği geleneği öğrense oradan da alıntılar yapsa daha inandırıcı ve etik olur sanıyorum. Böyle olunca, Tateos Enkserciyan’ın (Tatyos Efendi) " Mey-i Lalinle dil mestane olsun" unu İbo’nun “şeppikk” diye bağırarak okuması gibi bir garip durum çıkıyor ortaya. Kısacası konuşma konuşanın şahsına münhasır olmuyor. Uymuyor. Yakışmıyor!
Kısacası AKP kongresi, Erdoğan’ın kendisini AKP delegelerine, “Tek adam, tek seçici ve belirleyici” olarak tescil ettirmesinin tecellisi ile sonuçlandı. Erdoğan, süslü cümlelerle, Zehr-i zıkkım ‘açılım’ını biatçısı AKP’lilere ‘hazmettirdi’. Onların, Erdoğan ve ‘açılım’a alkışları, zaten ‘hazımlı!’ olduklarını gösteriyordu.
04.10.2009 Dursun Berkok
|