|
dberkok
|
 |
« : Temmuz 13, 2009, 21:19:55 » |
|
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, Taraf gazetesinde yayımlanan “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” belgesinin ‘sahte’ çıkması halinde, “Ne yapacağımızı göreceksiniz”, demişti. Askeri Savcılık incelemeleri sonucu belgenin büyük ihtimalle ‘sahte’ olduğuna karar verdi.
Genelkurmay Başkanı İlker Bağbuğ’un ne yapacağını merak edenler, düzenlediği basın toplantısına koştular. Herkes merak içindeydi, ‘acaba ne yapacak!’? Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Kuvvet Komutanları'nı ve yaklaşık 30 generali yanına alarak Türkiye'nin iki haftadır tartıştığı belgeyle ilgili olarak basının karşısına çıktı. Adı geçen sahte belgeyi, “bir kağıt parçası” olarak tanımladı. "Askeri savcılığın verdiği kararı beğenebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz. Ancak bu karara karşı saygısız ve küçümseyici tavırlar içine giremezsiniz.”, dedi hazurunda bulunanların da bu fikri benimsediklerini, onları yanına alarak mesaj haline getirmişti zaten! Belgenin, “Çünkü, bu ve buna benzer olayların devlet, millet ve ordu içinde fitne ve fesat çıkartma eylemleri olarak görüyoruz.", dedi. Devamla, “Akıllı insan her şeyin farkına varır, akılsız insan ise her konuda fikrini söyler”, sözleriyle de, sahte belgenin ‘asıl’ amacını ve imalatçılarını bildiklerini, en azından tahmin ettiklerini vurguladı. “TSK'nın bütünlüğünün korunması ve artık haksız yere yıpratılması, sadece TSK'nın bir sorunu değildir. Biz bunu aynı zamanda ülkemizin bir beka sorunu olarak görüyoruz.” TSK’yı yıpratmak isteyenlerin, ülkeyi bölmek isteyenlerle aynı odaklar olduklarını bundan vazgeçilmesini aksi halde, “TSK, bütünlüğünün her türlü dış etkilere maruz bırakılmasına seyirci kalamaz.”, “KA LA MAZ”, dedi… Bu ‘ka la maz’ a çok dikkat gerekiyor. Başbuğ Paşanın, “Ne yapacağımızı göreceksiniz”, sözünün gereği bu ‘ka la maz’ın arkasında duruyor…
Bağbuğ Paşa’nın sözleri, siyasi ve cemaat çevrelerince yankı bulmakta gecikmedi. Sahte, gerçek olmayan belge üzerinden TSK üzerine sistemli hücuma kalkan Gülen Cemaati ve AKP hükümeti, Askeri Savcılığın ‘sahte belgeyi düzenleyerek TSK’yı yıpratmayı amaçlayanları bulup cezalandırmak sivil mahkemelerin görevidir.’, işaretini, ‘belgenin aslını bulun, sorumlularını da cezalandırın’, olarak yorumladılar. Başbakan Erdoğan da bu yorumun arkasına takıldı, “Partimle ilgili - fotokopi bile olsa, belge ya da değil - ileri sürülmüş ve gazetelerde yer almış belgeyi mahkemeye götürerek bizler hukuk sürecini başlatmış bulunuyoruz.”, sözleriyle, Askeri Savcılığın kararını tanımadığını belirtiyordu. Erdoğan’a göre önemli olan, hukukta ‘delil’ sayılmayan fotokopi, yani ‘kâğıt parçası’ ve yandaş medyanın haberleri, köşe yazılarıydı. Başbakan’ın fikri sabitti. Askeri Savcılık gibi bir adli devlet kurumunun verdiği karar Başbakan’ı hiç mi hiç etkilememişti. Sahte belgeye bel bağlayarak, “Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti içerisinde demokrasinin yıpratılmasına müsaade edemeyiz. Gereken neyse bunu yapacağız.", ısrarının arkasındaki Erdoğan bu tavrın TSK’yı da, devletin kurumlarını da, demokrasiyi de, kendisini de yıprattığını umarız erken anlar. Hatalı, yanlış ve tahrikçi tutumundan vazgeçer…
Herkes her olayı ve belgeyi kendisine göre anlıyor. Yorumluyor. Asıl söylenen aralarda kayboluyor, gerçekler çarpıtılıyor. Dezenformasyon kafaları bulandırıyor.
Başbakan Erdoğan ve Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ sığ siyasetin, çiğ ve en düzeysiz jargonuyla konuşmaya devam ediyorlar. Asıl söyleneni ‘es’ geçip akıllarındakini öne çıkartıyorlar. Bunca gürültüden sonra bile, Bekir Bozdağ, “Org. Başbuğ gibi biz de bu belgeyi hazırlayanların bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz” diyebiliyor. Acaba, Başbuğ Paşa’nın, Bozdağ’ın söylenenleri anlayabilmesi için, işaret parmağıyla Bozdağ’ı göstererek, ‘Sana diyorum, bu sözlerim sana’ mı demesi lazımdı! Aslında anlıyorlar, ama anlamazlıktan geliyorlar. Aslında her şeyi biliyorlar ama bilmiyormuş gözüküyorlar. Çünkü işlerine öyle geliyor… Çünkü bildikleri politika metotları bu! Çünkü bulundukları yerlere böyle yapa, yapa geldiler... İktidarlarını pekiştirmenin de bu yolla olacağını düşünmeleri bundandır… Çünkü bunlar AKP!
Bu durumda istemeseler de, olayların ve sözlerin AKP ve yandaşlarına doğru anlatılabilmesi için, şimdilik ‘köşe’ yazılarının üstlendiği ‘meal’ yazma işini, Türkçeden, Türkçeye çeviri yapacak bir birimin yapması gerekiyor… Aksi halde bu anlamazlık, anlayışsızlık hem AKP’nin kendi başlarını, hem de devletin başını çok ağrıtacağa benziyor.
28 Haziran 2009 Dursun Berkok
|