TESHABER - Kamu Çalışanlarının Buluşma Adresi
Eylül 10, 2010, 04:26:29 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  PORTAL   Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mayın Tarlası!  (Okunma Sayısı 18 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
dberkok
TES-HABER
*****

Teşekkür Sayısı: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 42

Avatar Yok


« : Temmuz 13, 2009, 21:26:46 »


Başbakan Erdoğan'ın, mayınlı sınır arazilerin temizlenmesi konusunda, mayınları temizleyecek ve aynı anda tarım yapabilecek bir şirkete 'adrese teslim' ihale etmek için verdiği savaş sona erdi. Kanun başbakan'ın arzu ettiği şekilde AKP'li vekillerin oyları ile çıktı. Şimdi sınır boylarındaki çok verimli, dinlenmiş topraklar Başbakan'ın istediği şekilde, istediği şirkete üst sınır olan 49 yıllığına verilebilir hale geldi. Bu işe talip olan şirketin bir Yahudi şirketi olması, ısrardaki şüpheleri ve hassasiyetleri arttırmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yaşı ile kıyaslandığında bu 49 yılın ne kadar uzun bir süre olduğu anlaşılacaktır. Mayın temizleme maliyetinin 35 milyon dolarla, 2 milyar dolar arasında olabileceği hesaplanıyor. Acaba, aradaki farkın büyüklüğü başbakan'ın ısrarının sebebi midir? Yoksa Davos'taki "van minut" showunun kefareti midir?
Sınır boylarında üç kuruş kazanç için kaçakçılık yaparken kolunu bacağını orada bırakmış bir sürü sakat insan var. Oralarda halen hüküm süren feodal yapının ağalık sistemi, marabaları, insanları 'sürü' olarak nitelendirmektedir. Yani tam bir "garip gureba" toplulukları orada hayatlarını zorluklarla sürdürmektedir. Akıl, vicdan, sivil toplum örgütleri ve muhalefet mayından temizlenecek olan arazilerin, mayın tarlalarının oralardaki garip gurebaya devredilmesini, dağıtılmasını veya satılmasını istiyor. Başbakan Erdoğan ve AKP hükümeti ise adı dillerden düşmeyen İsrail kökenli Yahudi şirketine verilmesinde ısrarlılar. Ne büyük tenakuz! Hem İsrail'i 'katil!' ilan edeceksin ama çok verimli toprakları da onlara vermek için her yolu deneyeceksin! Ağzını her açtığında 'garip gureba' dan bahsedeceksin ama İsrailli Yahudi'yi garip gurebaya tercih edeceksin!
AKP bir defa daha görüldü ki 'tek adam' tarafından yönetilmekte, yönlendirilmekte ve grupta 'tek adam' olan Erdoğan'a ne yazık ki, yanlış yaptığını söyleyebilecek seviyede rüştünü ispatlamış vekil yok. Bu demokrasimiz için gerçekten büyük tehlikedir. Parlamenter sistem, AKP'nin meclisteki çoğunluğu sebebiyle, yalnızca Erdoğan'ın hep tartışılan bilgi, tecrübe, devlet adamlığı seviyesine indirgenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. AKP'li vekiller acaba seçilmeden önce, 'tek seçicileri' olan Başbakan'a biat mecburiyetinin, doğruları ifade etmelerini önleyecek kadar öne çıkacağını tahmin edebilmişler miydi! Susmak! Sürekli 'üç maymunları oynamak' mecburiyetinde olmak! Her halde onlara çok acı veriyor olmalı… Hani o hep söylenen 'vicdan', üstü örtülse de sürekli kanıyor olmalı!
Başbakan Erdoğan'ın mayınların temizlenmesi yasasını çıkartabilmek için grubunu 'nefes alamayacak ölçüde baskı ' altına alması, izlediği yolun yanlış olduğunu söyleyen muhalefete gösterdiği aşırı tepki, akıllara başbakan'ın, dönülemeyecek biryerlere söz vermiş olabileceğini getiriyor. Aksi halde Başbakan, o mayınları oraya yerleştiren, "Bana beş-altı tabur verseler mayını bir mevsimde temizler, teslim ederim", diyen Emekli Albay Kemal Güner'i, "Emekli olmuşsun otur kenarda" diye azarlamaz, Güner'i 'Üstün Hizmet Madalyası' ile ödüllendirirdi.
Ak Parti mi? AKP'mi? Başbakan Erdoğan partisine Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kısaltılmış adını AKP olarak yazan ve söyleyenleri de 'edepsizlikle' suçladı. AK bilindiği gibi temiz, pak, safiyetin sembolü olmuş bir rengin adıdır. Başbakan'ın partisini Ak olarak nitelendirmesi kadar doğal bir durum olamaz. Ama Erdoğan'ın bunu 'ad' olarak, partisinin adını söyleyen herkese söyletme ısrarını anlamak zor. Nasıl ki bir cüceye verilmiş, 'selvi', 200 kiloluk bir obeze verilmiş 'ceylan', hiç okula gitmemiş kara cahil birisine 'âlim', korkak birisine konmuş 'cesur' adları acayiplik ve uyumsuzluk gösteriyorsa, AKP'ye de AK denmesi AKP söylemini tercih edenlerce acayip gelmektedir. Çünkü 'alidibo' olayları, "Deniz feneri" yolsuzluklarına yaklaşımı, Unakıtanların mısır ithali kararnamesi, 'gemicik' alımları gibi sayılamayacak kadar çok şaibelere muhatap olmuş AKP'nin, adının zorla AK olarak söylettirilmesini istemek haksızlıktır. Keşke AKP bu yolsuzluk ve şaibelere hiç bulaşmamış olsaydı da içimizden gelerek ona AK diyebilseydik. Hatta tertemiz anlamına gelen APAK diyebilseydik! Üstelik AKP adı, partinin kendisine koyduğu ilk kısaltılmış addır. 'AK Parti' daha sonra AKP tarafından 'uyanıkça!' tashih edilerek konmuştur. Eğer AKP adını söylemeyi tercih edenlerin söylemi 'edepsizlik!' olarak nitelendirilebiliyorsa, bu edepsizlik, partilerinin kısa adını ilk defa AKP olarak koyanların yaptığı edepsizliğin devamı olarak düşünülemez mi?
Bu mayın yasasının çıkarılma sürecinde görülmüştür ki, AKP Hükümeti ve Erdoğan özellikle akçeli işlerde ve dış işlerinde muhalefetin güvenini tamamen kaybetmişlerdir. Muhalefetin bu güvensizliği elbette kendilerine oy veren seçmenlerinin hassasiyetlerini yansıtmaktadır. Mayın yasasının gereği yapılırken, bütün gözler Erdoğan'ın ve AKP hükümetinin üzerlerinde olacaktır. 'Büyük gözaltı' başlamıştır! Artık, AKP ve Erdoğan kendilerini bir 'mayın tarlasının' ortasına sokmuşlardır. O alanda yapılacak 'U' dönüşleri ve her türlü hareket bundan böyle onlar için hayati tehlike arz etmektedir. Çok dikkatli olmak mecburiyetindeler. Çok!

Dursun BERKOK

07. 06. 2009

Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!