|
Şahin Şimşek
|
 |
« : Şubat 20, 2009, 00:33:16 » |
|
Toplumun kabul etmediği, kabul etmekte zorlandığı, kabul etsede aslında içten içe kabul edemediği insanlar vardır. Bu insanlar öylesine zorlu aşamalardan geçmişlerdir ki, saçlarının ağarması, alınlarının kırışması, ya da olduğundan yaşlı görünmeleri, kendilerini algılama zorluğu çeken insanlara, kendilerini anlatamadıklarından ileri gelmektedir. Kabul edilmek, itibar görmek, davranış bilimi gereğince, bu insanların en doğal hakkı olmasına rağmen, kendilerinin kabul etmediği ve algılamakta zorluk çektikleri bir şekilde toplumun onlara vermediği, yakıştıramadığı bir olgudur. Bu durum aslında bir sürecin başlangıç safhasıdır. Bir mücadelenin, bir ilerleyişin, kabul görmesine rağmen, kabul edilmeyişi, istenmeyişidir. Cenabı-ı Allah kuran-ı kerimde "onlar kördürler, sağırdırlar, ve dilsizdirler" diye buyurmaktadır. Özellikle son zamanlarda, politikacıların dillerine pelesenk ettiği bu ayet aslında Türk-İslam kültüründe değer görmesi gerekirken değere layık görülmeyenlere, değer vermekte katılık gösteren, onların itibarlı oluşunu kabullenmek istemeyen hatta toplumu yanıltmak adına bu tip insanları kara propagandalarla aşağılamak, aşağılığını yaşayan, insanlar için söylenmesi gerekmektedir. Toplumun kıymetini ortaya koyan, tespit eden, yönetimi ellerinde bulunduran mekanizmaları vardır, yıllardan beri gelen kültürel değerler, kalabalık sülaleler, parasal gücü yüksekte olan şirketler, makamca yüksekte olan insanlar bu mekanizmalara yön verir. Her ne kadar sivil toplum örgütleri toplum dahilinde yukarıda belirtilen mekanizmanın işleyişine yön gösteriyor gibi görünsede durum aslında öyle değildir. Sivil toplum örgütleri, bu mekanizmaya yön veren olgulara hizmet eder. Bu rotayı kaybetmediği sürece, yetkileri, imkanları itibarları da artar. Ne zaman kendi insifiyatifi yönünde hareket eder, toplumun temel dinamiklerini koruma yönünde işleyiş gösterir o zaman başlarına gelmedik kalmaz zira toplumun gözle görünmeyen yönetimi o kadar güçlüdür ki bu yönetimin gücünü anlatmaya kalksak başarılı olmakta güçlük çekeriz. Bir barakayı yıkmak için görevlendirilmiş bir iş makinasının kuvvetinin karşısında bir baraka yıkılmaya karşı ne kadar dayanıklılık gösterirse, bu yönetimin karşısınada içeriden karşı gelmeye kalkacak bir grup, kitle, örgüt ancak iş makinasının karşısında barakanın göstereceği kadar bir dayanıklılık gösterebilir. Arzuladığımız kişisel isteklerimiz, başımıza gelenlerin birinci sebebibidir. Bir filin ayaklarının altında ezilen bir dal parçası gibi olmak istemiyorsak, akıllı hareket etme zorunluluğumuz vardır. Fazla cesaret, gücümüz yerinde değilse, başımıza bilemeyeceğimiz dedikodular , istenmeyen adam, adı çıkmış ve aşağı görülen bir zihin yapısı gibi durumlar getirebilir. Bunlarında başımıza gelmesini önemsemiyorsak, sağlıklı düşünüp düşünmediğimizi bir masaya yatırmamız zamanı geldiğinin habercisidir.
|