TESHABER - Kamu Çalışanlarının Buluşma Adresi
Ağustos 01, 2010, 05:25:00 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  PORTAL   Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ÇOCUKLARA AD (LAKAP) TAKMA  (Okunma Sayısı 89 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
VERDA
TESKAYSERİ
****

Teşekkür Sayısı: 523
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 86

Avatar Yok


« : Aralık 17, 2008, 14:14:50 »

Zaman zaman çocuklarımıza küçültücü sıfatlar kullanırız. Oysa küçültücü sıfatlar çocuklarda zehirli ok etkisi yapar. İsim takma çocuklarımıza karşı değil ancak düşmanlara karşı kullanılmalıdır. Bir kimse cansız bir varlığa küçültücü sıfat taktığında cansız varlığa bir şey olmaz. Örneğin ne kötü bir kumaş yada ne çirkin bir koltuk takımı denildiğinde cansız varlıklara hiçbir şey olmaz. Çünkü ne aşağılanmışlar, ne küçük düşmüşler nede güç bir durumda kalmışlardır. Kendilerine yakıştırılan niteliklerden habersiz oldukları için bulundukları durumu korurlar.
Hâlbuki çocuklarımıza çirkin, aptal, beceriksiz vb. sözler söylediğimizde onların ruhlarında bir şeyler olur. Ruhunda ve bedeninde bir şeyler belirir. İsyan,  öfke ve nefret oluşur. Öç alma hayalleri belirir ve bu hayallerinden dolayı da suçluluk duyarlar ve endişelenirler. Olayın sonunda ise istenmeyen davranışlar ve belirtiler ortaya çıkar.
Toplumumuzda yaygın olarak kullanılan bir tabir vardır. “Bir insana kırk gün deli dersen kırk birinci gün delirir” diye. Anne veya babası tarafından sakarlıkla veya düzensizlikle itham edilen bir çocuk bu nitelemeleri zamanla kabullenir ve başına gelen olaylardan dolayı kendini suçlar.
Öğretmeni veya anne-babası tarafından bir çocuğa devamlı olarak aptal denirse çocuk buna inanır, kendini böyle zannetmeye başlar. Kendini keşfetme, özgüven sağlama, özgün düşünme vb. uğraşlardan vazgeçer. Gülünç olmaktan kaçınma, rekabet ve yarışmadan uzak durma yolunu seçer. Kendisini değersiz ve işe yaramaz hisseder. Yaşam düsturu ise “gayret etmezsem başarısızlığa da uğramam” olur.
Uzmanlık hayatım boyunca karşılaştığım pek çok olay var. Öğrencisine aptallar, geri zekâlılar, beceriksizler vb. yakıştırmaları yapan pek çok öğretmen ve anne- baba tanıdım. Yaptığım uygulamalar sonucunda da şu yargılara ulaştım.
1-   Her çocuk mükemmeldir ve değerlidir. Yeter ki eğitmesini bilelim. Örnek: dershane deneyimimden dolayı biliyorum. Pek çok öğrenci yapamam korkusuyla karşı karşıya kalıyor. Derslere başladıklarında güzel bir heves içerisinde başlıyorlar zaman içerisinde de birkaç küçük başarısızlık yaşadıklarında kendilerini bırakıyorlar. Öğrencilik hayatlarında yada ev yaşantılarında sürekli olarak yapamazsın, beceremezsin laflarıyla karşılaştıklarına şahit oluyorum. Bu döngüyü kıramayan çocuklarda başarısız oluyorlar.
2-    Her çocuğun kendine özgü bir dünyası vardır. Yeter ki bizler anlayalım. Örnek: Yıl 1990 Erzurum’da yedek subay olarak görev yapıyorum. Merkezimize zekâ özürlü bir çocuk getirildi ve çocuğun incelenmesi istendi. Zekâca özürlü olmasına karşılık çocuk kendince bir şeyler anlatabiliyordu. Bir resim yapmasını söyledim. Kalemi avuç içi ile zar zor tutuyordu. Boş kağıdın üzerine kalemi koyup daireler çizmeye başladı ve bir süre sonra kalemi kaldırıp kağıdın bir yerine şiddetle vurarak bom sesi çıkardı. Bize anlatmak istediği şey şuydu. Uçaklar havada dolaşıyor ve bir yerlere bomba atıyorlar. O tarihleri hatırlayanlar 1. Körfez savaşını hemen hatırlayacaklar ve tv lerde günlerce verilen bombardıman haberlerini. Çocuk bize bunu anlatmak istiyor yeter ki biz anlayalım.
3-   Her çocuk eğitilebilir. Yeter ki inandıralım ve güven verelim. Örnek: Öğretmenlik hayatımda öğrencilerin en çok Sayısal derslerden korktuklarını gözlemledim. Zaman zamanda sayısal ders hocalarıyla takışmışımdır. Nedenine gelince sayısal ders hocaları kendi derslerini son derece önemli  ve herkesin bu dersleri başaramayacağı düşüncesi üzerine temellendirmişlerdir. Sınıflarda çoğu zaman öğrencilerine geri zekalılar, aptallar vb. gibi sözler söylediklerini biliyorum. Siz aptalsınız neden bu sınıfa geldiniz, aklınız varsa bu sınıftan gidin vb. Bunun yanında tahtaya soru yazıp soruları kodlayan öğretmenlerde gördüm. Bir keresinde öğretmen bir matematik sorusu tahtaya yazıp, öğrencilerine şu cümleyi kullanmıştı. Bu soru kırmızı renk bir sorudur. Bu soruyu bu sınıfta Ayşe, Ali ve Merve çözer diğerleri çözemez. Sınıfta bulunan 30 öğrenciden 27 sini öğretmen peşinen aptal ve geri zekâlı ilan etmişti. Tabii öğrencilerde soluğu benim yanımda almışlardı.
Bu ve benzeri olaylar çocuklar üzerinde onarılması çok güç yaralar açabilmekte. Anne-babalar ve eğitimciler olarak bizlerin, çocuklarımızı eğitirken, çok dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarıyorum.  Bu işi de toplumu bilinçlendirme görevi sayıyorum kendime.
Hayatı birlikte paylaşmak ve yaşamak dileğiyle yeni yazılarda buluşmak üzere …

                        Halil İbrahim Özkan
                  Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanı
Kayıtlı
Dr. Ahmet AKMAZ
Şube Sekreteri
TESHABER
*****

Teşekkür Sayısı: 1940
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2075



« Yanıtla #1 : Aralık 17, 2008, 17:07:49 »

Teşekkür ederim Sayın Hocam.
Kayıtlı

"Koku, gülün sesidir
Ve gül toprağın nefesidir."
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!