Dr. Ahmet AKMAZ
Şube Sekreteri
TESHABER
   
Teşekkür Sayısı: 1940
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2075
|
 |
« : Ekim 18, 2008, 09:23:59 » |
|
DOST-DÜŞMAN TÜRK'Ü İYİ TANISIN
Siz, Yürekleri yanan, dünya başına yıkılan, biricik evladını toprağa verirken “VATAN SAĞ OLSUN” temennisinde bulunan anaları-babaları, 28 Şubat'la başlayan vetirede ortaya çıkartılan kriz esnasında sarsılmadan ayakta sapasağlam bir Milletin nasıl ayakta kalabildiğini, Yüzyıllardır oynanan kirli oyunlara rağmen metanetini asla kaybetmeyen insanları, Başının üstünde daima Demokles'in kılıcına rağmen başını dik tutanları hiç tasavvur ettiniz mi?
Hiç tasavvur etmediniz mi? O halde bir an önce tasavvur etmeye başlayın. Bunlara ve daha başka musibet ve belalara hep metanetle karşılık veren Yüce Türk Milletinin asil evlatlarıdır.
Türk Milleti, tarihin tanıdığı en köklü, en yüce milletlerin başında gelmektedir. Tarihte zaman zaman zor vaziyetlerde kaldığı olmuştur ancak öyle kolay kolay yıkılıp parçalanmaz. Olanlar karşısında metanetini daima muhafaza eder. Belalar büyüdükçe o da belalarla birlikte büyür.
İlahî buyruktur: “Allah, hiç kimseye gücünün üzerinde yük yüklemez.”
Yüce bir milletin yükü de elbette büyük olacaktır. Zamanı geldi mi bu Yüce Millet, ayağa öyle bir kalkar ki görenler küçük dilini yutarlar. Onun metanetini başka türlü yorumlayanlar, dikkatli olunuz onun ayranı kabarmaya görsün... Ve bugünlerde ayranı kabarmak üzeredir...
Yüce Türk Milletini yok etmek için daha önce oynanan oyunlar yine sahnelenmektedir. Sırbistan'ın, Yunanistan'ın ve daha başka yerlerin elden avuçtan çıkartılırken oynanan oyunlar şimdi de Anadolu'ya kastedenler tarafından oynanmaktadır. Bu oyunun en mühim parçasını da gencecik fidanların daha hayatının baharında canlarını vermeleri, anaların, babaların göz yaşlarına gark olmaları ya da başka bir ifade ile sözde PKK terörü teşkil etmektedir. İşte sözde PKK terörü ile ilgili cevap bulması gereken hafifletilmiş olarak sunulan sorulardan bazıları.
1.40 bin insanımızın kanına girmekten sorumlu bir kişiye bir ada tahsis ederek besliyor muyuz, beslemiyor muyuz?
2.Al Bayrağımızı yerlerde sürükleyenlere ne gibi bir müeyyide tatbik edildi? Daha da mühimi Türkiye Cumhuriyeti'nin tam göbeğinde bazı kişi veya kişiler kendilerinde böyle bir cürüm işleme cesaretini nasıl bulabilmektedirler?
3.Yüce Meclise geldikleri sırada bölücülükten yargılandıkları halde bazı zevat Yüce Mecliste temsilci sıfatı ile bulunuyor mu, bulunmuyor mu?
4.“Tarihi tekerrür” ettirircesine daha önce başımıza bela olan Şark Meselesi'nden ders almayarak şimdi de “Kürt Meselesi” diye bir meseleyi ısrarla gündeme taşıyor muyuz, taşımıyor muyuz?
5.Daha önce Kuzey Irak'ta ya da Irak'ın başka bir yerinde yeniden yapılanmaya ısrarla karşı çıktığımız halde şimdilerde “Kuzey Irak Kürt Yönetimi” ifadesini telaffuz ediyor muyuz, etmiyor muyuz?... Ve de daha vahimi terörü önlemek adı altında onlarla işbirliğine gidiyor muyuz, gitmiyor muyuz?
6.BOP Eş Başkanlığı'nın ne mânâyı havi olduğunu açıklayacak mıyız, açıklamayacak mıyız? Başımıza geçirilen çuvallara gıkımızı çıkarmayışımızın bununla bir ilgisi var mıdır, yok mudur?
7.Bütün mal varlığımızı IMF'ye ipotek edip Yüce Türk Milletinin evlatlarını açlık ve susuzluğun pençesine veriyor muyuz, vermiyor muyuz?
8.Her hangi bir kurumda kişiler, bilerek veya bilmeyerek yanlış yaptıkları zaman o kişiler “kuruma zarar veriliyor” gerekçesi ile koruma altına alınıyorlar mı, alınmıyorlar mı? Başka bir ifade ile kişilerle kurumları ısrarla aynîleştiriyor muyuz, aynîleştirmiyor muyuz?
9.Her Türk evladı bunlar ve benzeri soruları sormaktadır; soracaktır. Soruların cevaplarını dürüstçe verebilecek gücümüzü kendimizde bulabiliyor muyuz yoksa sorumluluktan kaçmak için “devlet sırrı” deyip işin içinden çıkacak mıyız?
Bu devletin, bu vatanın yükünü birileri çekerken; nimetlerini birilerinin paylaşmasına artık bir son verilmelidir.
Ne bu devlet ne de bu vatan birilerinin tekelinde değildir. Olup bitenleri bilmek, anlamak dağdaki çobanından şehirdeki çöpçüsüne kadar Türk Milletinin her ferdinin hakkıdır; üzerine düşeni en ince ayrıntısına kadar icra etmek vazgeçilmez vazifesidir. VAZİFEYE ATILMAK İÇİN DE İÇİNDE BULUNDUĞU AHVAL VE ŞERAİTİ DÜŞÜNMEYECEKTİR.18.10.2008
|