|
VERDA
|
 |
« : Ekim 13, 2008, 14:52:49 » |
|
ÇOCUKLARLA KONUŞMANIN KURALLARI OLAY VE DUYGULAR “Çocuklar çözülmesi gereken şirin varlıklar” demiştik geçen yazımızda. Bu yazımızda ise; bu şirin varlıkları anlamanın çeşitli yolları üzerinde duracağım. Bunlardan ilki olay ve duyguların paylaşımı. Çocuklar her hangi bir olaydan söz ettiğinde, olayı değerlendirmek ve yargılamak yerine, bazen olayı çevreleyen duyguları değerlendirmek daha olumlu sonuçlar verebilir. Örnek: 10 yaşındaki Mert okuldan eve çok üzgün geldi. Çocukların bir arkadaşını kaldırımdan çamurlu suyun içine ittiklerini ve arkadaşının çok kötü bir durumda kaldığını anlattı. Babası çocuğuna olayın ayrıntılarını sormak yerine, onun duygularıyla ilgilenmeyi tercih etti. - Ne kadar üzülmüşsündür kim bilir? Bunu yapan çocuklara ne kadar kızmışsındır? Halada gördüğüm kadarıyla öfken geçmemiş, dedi. Mert bu sözlerin her birini yürekten bir evetle cevapladı. - Baba sana da aynısını yapmalarından korkuyor musun? diye sordu. Mert, - Hele bir denesinler yapışır onları da çamurun içine çekerim. Sonra kısa bir süre durdu ve etrafa amma çamur sıçratırız, diye ekledi. Sonrada gülmeye başladı. Böylece kendini koruması için verilecek faydasız öğütlerle dolu sıkıcı ve sonuçsuz bir dolu söz, tatlı bir şekilde bağlandı. Çocuk okuldan eve bir arkadaşı, öğretmeni veya yaşantısı ile ilgili bir takım yakınmalarla geldiğinde, onun duygularının sesine kulak vermek, olayları ve ardındaki gerçekleri araştırmaktan çok daha olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin, zaman zaman okullarda uzman olarak sınıfların problemlerini paylaşmak üzere öğrencilerle diyaloglar kurarız. Sınıf içi çalışmalar yaparız. En sık rastladığımız olayların başında da öğrencilerin bazı öğretmenleriyle ilgili şikayetleri gelir. Çoğu zaman öğretmenlerin kendilerine olumsuz davrandıklarını ve öğrenci psikolojisini anlamadıklarını, kendilerine hakaret edildiğini vb. şikayet ederler. Böyle durumlarla karşılaştığımızda yaptığımız şey şudur: Kim bilir öğretmeninizi çileden çıkaracak neler yapmışsınızdır ya da öğretmen durduk yere sizlere hakaret etmez ya da bu durumu hak edecek şeyler yapmışınızdır ki öğretmenleriniz sizlere böyle davranmıştır gibi klasik şeyler söylemeyiz. Bunun yerine arkadaşlar, öğrendiğim kadarıyla sınıfınız bazı öğretmenlerle problem yaşıyormuş. Bu problemleri sizlerle paylaşmak ve mümkün olduğunca çözmek üzere sizlerle konuşmak istiyorum gibi bir yaklaşım sergileriz. Bu duruda öğrenciler problemlerinin kaynağını detaylarıyla anlatmaya ve konunun çözümüne doğru yol almaya başlarız. Klasik yaklaşımlar çoğu zaman problemleri çözmez ve problemlerin derinleşmesine neden olur. Olay çocuk ya da öğrencilerle iyi diyalog ve iletişimle kolayca çözülebilecekken çoğu kez çıkmaza girer ve problem derinleşir. Bu yüzden olaylar konuşulurken duyguların dikkate alınarak değerlendirilmesi çoğu zaman olumlu sonuçlar verir. Örnek: Deniz, okuldan eve son derece huzursuz ve sinirli geldi ve yakınmaya başladı. -Ne kötü bir okul, ne kötü öğretmenler, ödevimi evde unuttuğum için bana inanmadılar ve arkadaşlarımın arasında bana “yalan söylüyorsun”, deyip azarladılar. Hem de çok kızdılar ve bağırdılar. Ayrıca senide okula çağırdılar. Deniz’in annesi; -Bu gün okulda çok zor bir gün geçirmişsin, -Hem de nasıl. -Bütün arkadaşlarının yanında yalancı yerine konulmak ve azarlanmak çok canını sıkmış ve seni üzmüş olmalı. -Öyle oldu. -İçinden öğretmenlerine kim bilir neler neler demişsindir? -Elbette… nereden bildin? -Birileri bizi üzdüğünde genellikle böyle olur. -Oh içim rahatladı. Evet, yukarıdaki küçük diyalogda da görüldüğü gibi yargılamak ve öğüt vermek çoğu zaman sonuç vermez. Bunun yerine duyguları anlamak ve ona uygun tepkiler vermek çoğu zaman daha olumlu sonuçlar verir. GENELDEN BELİRLİ ÖRNEKLERE Çocuklar kendilerine ilişkin bir açıklama yaptıklarında, onlara anlayış göstermemiz, onların olumlu veya olumsuz cevaplanmasından veya kendilerinden beklentilerimizi söylemekten çok daha olumlu şekilde sonuçlanmasını sağlar. Örnek: Bir çocuk “benim matematiğim iyi değil” ya da coğrafya dersinden bir şey anlamıyorum dediğinde, evet sayılarla aran iyi değil ya da yön duygun fazla gelişmemiş, demek fayda sağlamaz. Daha çok çalışsaydın daha başarılı olurdun gibi öğütlerde işe yaramaz. Düşünülmeden verilen bu ve benzeri cevaplar çocukların kendilerine olan saygılarını zedeler ve öz güven kaybından başka bir işe yaramaz. Çocuğun matematiğim iyi değil veya başka bir ders, konu, olay vb. durumlarda söylediği bu türden sözlere, beylik öğüt ve davranışlar yerine; “Matematik kolay ders değildir” “ Bazı problemlerin çözülmesi epeyce zor” “Öğretmenler zaman zaman eleştirileri ile işi biraz güçleştiriyorlar” “Bu eleştiriler zaman zaman sizleri aptal durumuna düşürüyor” “Allah bilir dersin sonunu zor getiriyorsunuzdur” “Ders bitince rahat bir nefes alıyorsunuzdur” “Sınav zamanları işler daha da zorlaşıyordur” “Herhalde bu derslerden kalmaktan korkuyorsundur” “Bizim ne düşüneceğimizden endişe ve korku duyuyorsundur galiba” “Sana güvenimizin sarsılacağından korkuyor olmalısın” “Bazı derslerin kolay olmadığını biliyoruz. Elinden geleni yapacağına güveniyoruz” bu türden yaklaşımlar daha olumlu sonuçlar verir. Küçük bir hatıram ile yazıma son vermek istiyorum. Yıl 1982 lise ikinci sınıfta okuyorum. Dönem tatilinde benden bir yaş büyük olan ağabeyim karnesiyle birlikte bir de teşekkür belgesi getirmişti eve. Ben ise beş zayıfla eve geldim. Kardeşim benimle o kadar dalga geçmişti ki; bir köşede Kuran-ı Kerim okuyan (rahmetle anıyorum) babam kardeşimin alaylarına dayanamamış olacak ki; yerinden doğruldu ve kardeşime niçin kardeşinle alay ediyorsun, teşekkür aldım diye böbürlenme kardeşinle de dalga geçme “isterse o senden daha başarılı olabilir, yeter ki istesin ve kafasına koysun mutlaka başarır” dedi. Babamın bu anlayışı karsında sanki başımdan kaynar sular inmişti. Azar ve dayak beklerken gördüğüm bu anlayış beni adeta kamçılamıştı ve ikinci dönemde beş zayıfımı kurtarmış ve bende teşekkür almıştım. Bu gün ailemizde üniversite eğitimi alan tek kişi benim. Babamın bu anlayışı olmasaydı herhalde bu gün bu satırları yazan biri de olmayacaktı. Bir kimsenin kendi kişiliği ile ilgili kökleşmiş yargıları, onları değiştirmeye ilişkin tüm direkt çabalara karşı direnç gösterir. Şunu asla unutmayalım, bir insan kendi olumsuz yönlerinden söz ettiğinde, ona katılmamak ve düşüncelerine karşı çıkmakla yardımcı olunamaz. Böyle yaptığımızda inançlarını daha da kökleştiririz. Onlara en iyi yardımı sadece düşüncelerini değil, düşüncelerine ilişkin duygularını de anladığımızı belirterek yardımcı olabiliriz. Gelecek yazımızın konusu çocuklarda olaylar karşısında duyulan çelişik duygular konusunda olacaktır. Hayatı birlikte paylaşmak ve yaşamak dileğiyle yeni yazılarda buluşmak üzere.
Halil İbrahim Özkan Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanı
|