Dr. Ahmet AKMAZ
Şube Sekreteri
TESHABER
   
Teşekkür Sayısı: 1940
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2075
|
 |
« : Temmuz 29, 2008, 22:20:53 » |
|
Kıymetli Arkadaşlarım, Antalya, Antalya dediklerine bakmayın. Buranın Kayseri'den çok da fazla bir farkı yok. Buranın Kayseri'den farkı suyunun ve de sıcağının daha çok olması. Bunun dışında ben bir fark göremedim. Bir farkın olmadığını daha iyi anlatabilmek için de size yaşadığım bir hâdiseyi nakletmek istiyorum.
Bu tarihin bu kadar önemli olacağını tahmin etmediğim için hiç dikkat etmemişim ancak tahminen 17 Temmuz 2008 günü Antalya İl Milli Eğitim Müdürünü ziyaret etmek üzere Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğüne gittim.
Şimdi siz diyeceksiniz ki “Ne işin var Milli Eğitim Müdürünün yanında?”.
Ne yapalım; sendika yönetiminde iken bir çok yeri ziyaret ediyorduk ya zâhir oradan kalma bir alışkanlık olmalı. Neyse esas mevzuya geçelim.
Müdür Beyin odasının önünde gayet güzel giyimli, son derece kibar, genç bir görevli beni karşıladı. Müdür Beyin bir görüşmesi olduğunu, ne zaman biteceğini kestiremediğini, istersem bekleyebileceğimi ya da daha sonra Müdür Beyin müsait bir zamanına Özel Kalem Müdüresinden randevu alabileceğimi söyledi.
Şöyle bir vaziyeti tetkik ettim ve münasip bir zamanda randevu ile gelmemin daha doğru olacağı kanaatine vardım ve Özel Kalem Müdüresinden randevu talebinde bulundum.
Daha sonra Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğünden arandım ve yine tarihe hiç dikkat etmemişim ancak hatırlayabildiğim kadarı ile 22 Temmuz 2008 Salı günü saat 13.30'da Müdür Beyle görüşebileceğim söylendi.
Hakikaten buraya kadar olanlar son derece hoşuma gitti. Kendi kendime “helal olsun” dedim.
Söz konusu gün, randevu saatinden 20 dakika kadar önce Müdür Beyin odasının önünde hazır oldum. Malum atımız ve arabamız olmadığı için yolun bir kısmını Antalya'nın sıcağında yürümek zorunda kalıyordum. Bu sebeble sıcakta bunalmış bir vaziyette Müdür Bey ile buluşmamak ve de tam zamanında randevu yerinde olabilmek için böyle bir çareye müracaat etmiştim.
Neyse yukarıda bahsettiğim kibar genç görevli bir çay söyledi. Ben çayımı içtim ve nihayet saat 13.30'a yani randevu saatine geldi. Bir müddet sonra kibar görevli Müdür Beyin Vali Bey ile toplantısı olduğunu, bu münasebetle de gelemeyeceğini, istersem başka bir zamana tekrar randevu alabileceğimi söyledi.
Ben de olabilir diyerek Pazartesi günü (28 Temmuz 2008) hariç bir günde ziyaret edebileceğimi söyledim.
Yine ilgili kişi 28 Temmuz 2008 Pazartesi günü beni arayıp Müdür Beyin yarın (yani bugün, 29 Temmuz 2008) saat 15.30'da müsait olduğunu söyledi. Ben de “tamam” diyerek randevu günü ve saatinde Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Antalya İl Milli Eğitim Müdürünün odasının önünde yukarıda bahsettiğim gerekçelerle 20 dakika kadar önce hazır oldum.
Saat 15.15 sularında Müdür Bey merdivenlerden gözüktü. O katta bulunan tuvalete girdi. Yukarıda bahsettiğim görevli de o çıkıncaya kadar tuvalet kapısında bekledi. Tabi ben buna bir mânâ verememiştim ancak üzerinde de durmadım.
Neyse saat 15.40 oldu baktım bana sıra gelmeyecek. Huylu huyundan vazgeçmez hesabı asabım bozuldu ve o kibar görevliye, saatin 15.30'u geçtiğini söyledim.
Kibar görevli, Müdür Beyin toplantıdan geldiğini, toplantının uzadığını, o yüzden biraz geciktiğini söyledi. Ne demekti “Müdür Beyin toplantısı var? Gecikti?”. Benim asabım bozulmuştu. Pek hoşlanmadığım halde sakallarımı bile tıraş ederek gelmişken bu ne hâldi? Asabım bozulmasına bozulmuştu ancak karşımda kibar bir bey olduğu için ben de kibarlığımı bozmayarak “Müdür olan insanların bizleri bekletme hakkı mı var? Daha önce de aynısı oldu. Benim bu kadar harcayacak zamanım yok. Bu durumda Müdür Beye söyleyin ben kendisi ile görüşmeyeceğim.” dedim ve binayı terk ettim. Ancak kibar görevlinin şaşkın, mahzun hâline hâlâ üzülüyorum. Nasıl şaşırmasın, mahzunlaşmasın ki?!... Daha önce böyle bir tavırla karşılaşmadığı besbelli idi.
Evet! Kıymetli Arkadaşlarım, Bu hâdise bana yıllar önce bir okulun bir müdür muavininin tavrını hatırlattı. Söz konusu müdür muavini odasında bir öğretmen ile -saati tam hatırlamıyorum ancak 10.00-11.00 arasında gibi aklımda kalmış- satranç oynuyordu. O esnada bir öğrenci geldi ve öğrenci belgesi almak istediğini söyledi. Müdür muavini öğrencinin yüzüne dahi bakmaya tenezzül etmeden ya da başka bir ifade ile hiç istifini bozmadan “Öğleden sonra gel.” dedi.
Şimdi başımdan geçen bu hâdiseleri sizlere niye naklettim. Bunlar basit, es geçilecek hâdiseler değildir. Eğitimimizi bu tip insanlar yönlendirdiği sürece askerî cuntalar da adlî sultalar da başımızdan eksik olmayacaktır. Bunlar başımızda olduğu sürece de bilhassa eğitimin içinde bulunanların memlekette olup bitenler hakkında şikayette bulunma hakları yoktur. Atamalarımız ne de güzel söylemişler: “Rüzgar eken fırtına biçer.” diye. İşte eğitip saldığımız insanların tavırları ve memleketin hal-i pür melâli.
Bu arada “konu ile ilgisi ne diyeceksiniz” ancak ben bir başka mevzuya daha temas etmek istiyorum; siz ilgi ve alakayı kurarsınız.
Antalya'nın İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Defterdarlık binaları birbirine oldukça yakın. Herkesin bildiği gibi Defterdarlık paraya, İl Milli Eğitim Müdürlüğü insana yön verir. Bu iki binayı gördükten sonra neyin daha kıymetli olduğunu anladım. Fotoğraf makinem olmadığı için fotoğraflarını çekemedim ancak Kayseri'deki İl Milli Eğitim binası ile Defterdarlık binasını karşılaştırırsanız aşağı yukarı buradaki ile aynı. Bunu da yapma imkanınız yoksa hayal gücünüzü kullanın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Şimdilik Allah'a emanet olunuz. Kandiliniz mübarek olsun.
Dr. Ahmet AKMAZ
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"Koku, gülün sesidir Ve gül toprağın nefesidir."
|
|
|
garbashu
YENİ ÜYE
Teşekkür Sayısı: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 8
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 29, 2008, 22:47:55 » |
|
Sevgili Dr. Akmaz Ağabey, Antalya ve Kayseri betonlar, asfaltlar, taşlar ve ağaçların birbirine benzemesi ile ilişkili olarak benzerlik gösterecektir elbette. Ama sanırım saklısöz olarak "serçeler gibi angutlar da birbirine benzer" demek istemişsin. Son derece de haklı olduğuna inanıyorum. Bu arada İl Milli Eğitim Müdürü zatın ilimizde görev yapması nedeni ile belki senden kaçmıştır. Fani olur ya bir zamanlar burada yaptığı veya yapmadığı bir takım iş ve işlemler söz konusu olur da bunlar elalemin yanında dile gelirse yanlış anlaşılabilir... YANİİİ. Müdür veya müdür yalakası (pardon yardımcısı) olanlarınların hep aynı olduğunu da zannetmeyin sakın. Hani içlerinden iyi diye tanımlanabilecekleri de olabilir. "Bizim İl Milli Eğitim Müdürümüz zamanın birinde Fen Lisesinde görev yaparken bir fıkra anlatmıştı da çok gülmüştük. Ne bilelim bir gün bu derece büyük MÜDÜR olacağını". Oradakiler de belki öyledir ha ne dersin? Neyse üzüleceğimiz ve kafamıza takacağımız o kadar çok şey varken böyle eften-püften şeylerle küçücük beynimizi hırpalamayalım. Büyüklerimiz bizden iyisini BİLİRLER. Selam ve Sevgilerimle... (Kandiliniz mübarek olsun, gönlünüz Allah sevgisi ile dolsun) Ekrikaya
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"YARADILIŞIMIZ MÜKEMMEL, YAŞAYIŞIMIZ BERBAT"
|
|
|
|
TcKaY1
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 29, 2008, 22:50:20 » |
|
Ben fıkrayı merak ettim Ali hocam.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"DÜŞMANIM DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR BEN DE ONUN AMANSIZ DÜŞMANIYIM"
ATATÜRK
|
|
|
BAŞKAN
www.teshaber.org
   
Teşekkür Sayısı: 2429
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 3102
HATA YAPMAKTAN KORKANLAR HİÇBİR ŞEY YAPAMAZLAR
|
 |
« Yanıtla #3 : Temmuz 29, 2008, 22:54:31 » |
|
Sn. Dr. Mektubunuzu aldım çok memnun oldum. Mektupta iki kelime hatası ile karşılaşınca Antalyanın size iyi gelmediği kanaatine vardım. Ve yine gördüm ki siz krallık ve saltanaatın ve saltan eşşeğin ortadan kalktığını sanıyorsunuz. Halbu ki onlar dim dik ayaktalar... Ha bir de para para para... Selamlar...
Not: Bu yazıdan sonra kelime hataları düzeltilmiştir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
HATA YAPMAKTAN KORKANLAR HİÇBİR ŞEY YAPAMAZLAR
|
|
|
garbashu
YENİ ÜYE
Teşekkür Sayısı: 0
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 8
|
 |
« Yanıtla #4 : Temmuz 29, 2008, 23:01:54 » |
|
Fıkra:
Bir gün vücudun bütün organları aralarında bir MÜDÜR seçmeye karar verirler ve bazıları kulis çalışmalarına derhal başlarlar. Beyin: "Bütün herşeyi kontrol eden ve yöneten benim. Müdür ben olmalıyım." der. Yalakaları da "Pek tabi efendim" sedalarını basarlar. Kalp: "Ben durursam bütün vücut ölür o halde MÜDÜR ben olmalıyım." Yalakaları da "Pek tabi efendim" sedalarını basarlar. ... Pek çok organ bu çalışmayı yapar. Gün gelir ve seçimler yapılır. Beyin oyçokluğu ile MÜDÜR olur. Kısa bir zaman sonra ağız gıdaları çiğner, mide harmanlar, bağırsaklar emilim yapar... ANÜS görevini yerine getirmez ve beden de problemler başlar. Beyin'e derhal haber ulaştırılır. - Nedir Mesele neden çalışmıyor? - Efendim kendisi MÜDÜR olmak istemiş ama kazanamamış. O da boykot ediyor. - Ne istiyor peki? - Kendisi MÜDÜR olmak istiyor. Ve beyin bütün bu sıkıntıların ardından görevini çok değerli ANÜSE bırakır. O gündür bugündür. ANÜS müdürlük görevini yapıyor. Saklısöz: "o olaydan sonra bütün anüsler müdür, bütün müdürler anüstür"
NOT: Bu fıkra ile benim hiçbir alakam yok sadece naklediciyim.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"YARADILIŞIMIZ MÜKEMMEL, YAŞAYIŞIMIZ BERBAT"
|
|
|
|
TcKaY1
|
 |
« Yanıtla #5 : Temmuz 29, 2008, 23:02:56 » |
|
Müdür ANÜS yardımcısını da seçmiştir umarım....
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"DÜŞMANIM DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR BEN DE ONUN AMANSIZ DÜŞMANIYIM"
ATATÜRK
|
|
|
|
şubesekreteri
|
 |
« Yanıtla #6 : Temmuz 30, 2008, 00:32:27 » |
|
Antalya, Antalya dediklerine bakmayın Sn. Doktor Antalya, Antalya diye çırpınan sendin. Acaba ne bekliyordun? Birileri Antalyaya gidince adam mı olacak zannettin? Adam her yerde adamdır (senin gibi). Adam olmayan hiç bir yerde adam olamaz. Biraz yalakalık oldu ama neyse...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Gök Dağ Deniz Tükenir Oğuzda Er Tükenmez Oğuzda Er Tükense Alemde Şer Tükenmez
|
|
|
|
melikgazi ilçe temsilcisi
|
 |
« Yanıtla #7 : Temmuz 30, 2008, 10:42:13 » |
|
Yaaa Ali İhsan Öztürk olsaydı o kapıyı kırar yine görüşürdü müdürle.Seni görevlinin kibarlığı yanıltmış.İmaja takılmazdın halbuki,demek Antalya çabuk kuşatmış seni,Kayseri'den farkı yok desen de.Bu arada hakikaten müdürle ne işin vardı.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|