TESHABER - Kamu Çalışanlarının Buluşma Adresi
Ağustos 01, 2010, 05:32:06 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
  PORTAL   Ana Sayfa   Yardım Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ÇOCUKLARLA KONUŞURKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KURALLAR  (Okunma Sayısı 218 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
VERDA
TESKAYSERİ
****

Teşekkür Sayısı: 523
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 86

Avatar Yok


« : Temmuz 08, 2008, 15:03:31 »


Çocuklar çözülmesi gereken şirin varlıklar. Çocuklar, kendi özel dünyalarında yaşayan ve sürekli olarak bizleri kendilerine bağlayan emanetler. Çocuklar, hayatın şifreleri ve bizler onları çoğu zaman büyük bir yetişkin olarak görme eğilimindeki zavallı yetişkinler.

Dünyaca ünlü psikologlardan biri olan Dr. Haim G. Ginnott. bir kitabında şöyle belirtiyor. ‘’Çocuklarla konuşmak kendine özgü anlamları ve kuralları olan özel bir sanattır.’’ Çocuklar ilişkilerinde çok narin çocuksudurlar. Sözleri çoğunlukla çözümlenmesi gereken şifreler biçimindedir.

18 yıllık meslek hayatımda Dr. Haim G. Ginnott’un bu sözlerini doğrulayacak pek çok olayla karşılaştım, pek çok olaya şahit oldum, pek çok olay yaşadım. Bunlardan birkaç örneği siz değerli okurlarla paylaşmak istiyorum.

Yaptığım bir çalışmada öğrencilerimden bir tanesi; akşam olduğu zaman ayaklarım beni eve götürmüyor demişti.
-Neden diye sordum?
Öğrencimin cevabı ilginçti, annem ve babam beni anlamıyorlar, sürekli evde huzursuzluk var, sık sık kavga ederler, kavgalarına sebep hep ben olurum hocam dedi. Sürekli ders çalışmamı istiyorlar ve üzerime geliyorlar bende eve gitmek istemiyorum.
Şimdi bu küçük olayı psikolojik yönden tahlil edelim ne dersiniz?
Bir çocuğun ayakları kendini evine götürmüyorsa nerelere götürür acaba? Hiç düşündünüz mü? Elbette ki ayaklar çocuğu eve götürmüyorsa başka yerlere götürecektir. Bunların başında da kötü arkadaşlar, oyun salonları, internet kafeler, uyuşturucu batağı vb. yerler başı çekecektir. Sonra çocuklarımızı kurtarmanın telaşıyla uğraşıp duracağız. Her uğraşta maddi ve manevi kayıplarla yıpranıp, hayatımızı içinden çıkılmaz bir hale getireceğiz.

Bir başka örnek ise şöyle gelişmişti. Bir kız öğrencim evden kaçtı. Bir hafta boyunca da bulunamadı. Tüm polis teşkilatı harekete geçti, bizlerde sınıf arkadaşlarını konuşturmaya ve çocuktan haberlerinin olup olmadığını araştırmaya başladık. Nihayet bir hafta sonra sınıf arkadaşlarından bir tanesi bana gelerek arkadaşım S.N bizde hocam dedi. Ailesinin aşırı baskısından bunalıp kaçtı ve bir haftadır bizde kalıyor. Ben derslerini götürüyorum oda bizde derslerine çalışıp açığını gidermeye çalışıyor dedi. Öğretmen arkadaşlarımdan çocuk hakkında bilgi aldığımda ise son derece başarılı sakin ve dürüst bir öğrenci olduğunu öğrendim. Bunun üzerine öğrencimi okula getirtip görüşmeye aldım. Kendisine yardımcı olacağımı belirtip güvence verdikten sonra konuşmaya başladık.
—Neden evden kaçtın?
-Hocam ailem beni anlamıyor!.. arkadaşlarım zaman zaman ders çalışmak için kütüphaneye giderler. Bazen grup çalışmalarımız oluyor, ben de görevli oluyorum. Onlarla ortak çalışmalar yapmam gerekiyor ancak bu görevlerimin hiç birini yerine getiremiyorum. Çünkü okuldan saat 3.00 gibi çıkıyorum babam saat 3.15’te evde olmazsam kıyameti kopartıyor. En ufak gecikmede ağır hakaretlere ve şiddete maruz kalıyorum!.. anlattı.
Aileyi çocuklarının bulunduğu haberiyle sevindirdikten sonra, okula gelmelerini ve benimle görüşmelerin istedim. Anne-baba birlikte okula geldiler. Çocuklarıyla yaptığım çalışmadan bahisle sözü kaçma nedenine getirerek, çocuklarına neden böyle bir yasak getirdiklerini sordum?
—Baba hocam bu kız çocuğu okuldan çıkınca elbette ki saatinde evde olacak ya başına bir şey gelirse, malum ortalık kötü,  hırlısı, hırsızı iyisi, kötüsü… dedi.
-   Peki dedim getirdiğiniz bu yasağın nedenini hiç çocuğunuzla paylaştınız mı? Ona bu yasağın nedenlerini anlattınız mı?
-   Babanın cevabı çok ilginçti.
-   Ne gerek var hocam ben babayım beni dinlemek zorunda!..

Sizlerle bir örnek daha paylaşmak istiyorum. Geçenlerde OKS sınavı öncesinde bir çalışma yapmak üzere bir aile evine davet etti. Çocuklarından istedikleri verimi alamadıklarından, özel bir okula dünya para verdiklerinden, özel ders aldırdıklarından vs. bahisle en son çare olarak ta bana, çocukları konusunda yardımcı olup olamayacağımı sordular.
     
         Benim temel bir prensibim vardır. Problem durumlarını öncelikle danışanlarımla görüşmek ve güven sağladıktan sonra ön yargısız çalışma yapmak. Aileye prensiplerimi söyledikten sonra çalışma ortamı oluşturup öğrenciyle çalışma yaptık. Öğrencinin kapasitesinin başarılı olmak için yeterli olduğunu, çalışma konusunda bazı küçük ayrıntıların başarıyı arttıracağını belirledikten ve çalışma programı konusunda bilgilendirdikten sonra, aile ile görüşmeye sıra geldi. Yaptığımız sohbetten edindiğim izlenim ailenin, çocuklarından beklentilerinin çok üst düzeyde olduğu yönündeydi. Aileyle derinlemesine konuşunca olay çözüm aşamasına kendiliğinden girdi. Çünkü anne çalıştığı kurumda çocuğunun sınav sonuçlarını internetten takip ederken bir arkadaşı çocuğun sonuçlarını görünce ‘’senin kız bu netlerle Anadolu Liselerinin kapısından bile geçemez’’ demiş. Anne de bu durumu bilinçaltına atarak aylarca çocuğunun üzerinde olumsuz baskılar oluşturmuş. Daha sonra da benim çocuğum neden böyle? Bütün yaptıklarımıza karşı neden istenilen sonucu alamıyoruz… Baba da annenin etkisiyle çocuğun üzerine haksız yere varıp problemin kökleşmesine neden olmuştu.

Bu ve benzeri olaylar hayatta her zaman karşılaşabileceğimiz türden olaylardır ve ne yapılması gerektiğini çoğu kez bilemeyiz. Genellikle konuşmalarımızda çocukların öz saygılarını zedeler, onların kişilikleri hakkında yıllarca olumsuzluğa düşecekleri hatalar yaparız. Özgüvenlerini yıkar, toplum içinde kendini ifade edecek gücü ellerinden alırız. Sonrada bu çocuklar neden böyle diye feryat ederiz.

Çoğu kez çocuklarla konuşurken hatalar yaparız (uzman olarak ben da dahil). Çocuklarla yapılan konuşmalar çoğu kez sonuçsuz kalır. Şu diyalog sizlere tanıdık geliyor mu acaba?
-Nereye gittin
-Dışarıya
-Ne yaptın?
-Hiç…

   Çocuklar çoğu zaman anne-babalarıyla diyalog kurmaya dirençlidirler. Öğüt almaktan ben senin yaşındayken, bizim zamanımızda vb. hoşlanmazlar. Dikkat edilecek olursa iki tarafın birbirini ne kadar az dinlediği hemen görülür. İki taraf arasındaki konuşmada çoğu kez bir taraf uyarı ve öğüt verirken, diğer taraf inkâr ve yalvarış içerisine girer. Peki neden? Bu tarz anlaşmanın acı yönü sevgiden değil saygıdan yoksun, akıldan değil beceriden yoksun oluşundandır.

   Günlük dilimiz çocuklarla anlaşabilmemiz için yeterli değildir. Çocuklara ulaşmak ve anne-babanın çaresizliğini gidermek için yeni konuşma türleri bulmak gerekmektedir. Elbette bu yol saygı ve beceri üstüne kurulmalıdır.   
 
ÇOCUKLARLA ANLAŞABİLMEK İÇİN YENİ BİR YOL

   Konuşmalarda anne babanınki kadar çocuğun öz saygısı da korunmalı ve problem olan duruma karşı yapılacak konuşmalarda, anlayış belirten sözlerin daima öğüt ve yol gösterici sözlerden önce belirtilmesine özen gösterin.

   Örneğin bir çocuk okuldan morali bozuk, canı sıkkın ve ağlamaklı bir şekilde eve geldiğinde ilk yaptığımız şey onu sorgulamaktır.
-   Ne oldu?
-   Neden canın sıkkın?
-   Biriyle kavga mı ettin?... ardı arkası kesilmeyen bu ve benzeri sorular karşısında çocuk ne söyleyeceğini bilemez. Konuşma genellikle çözümlenmeden sona erer ve günün geri kalan kısmı hem çocuk için hem aile için olumsuzluklarla sonuçlanır. Ta ki çocuk yatana kadar.
Pekiyi böyle durumlarda ne yapılmalıdır? Bir çocuk her hangi bir nedenle şiddetli duygular içerisindeyken onu sorgulamak genellikle olumlu sonuçlar vermez. Sorgulama yerine anlayış göstermek ve,
-   Çok üzgün görünüyorsun,
-   Canını sıkan bir şeyler olmalı,
-   Kötü bir gün geçirmişsin… gibi sözler kullanmalıyız. Bu durumda çocuk kendini açar ve yaşadığı olayı bizlerle paylaşır.

Bir çocuk şiddetli duygular içerisindeyken kimseyi dinleyemez. Öğüt, yapıcı eleştiri ve yatıştırıcı söz kabul edemez. Bizlerin kendisini anlamamızı bekler. O an yaşadığı ve iç dünyasında kopan fırtınaları fazla konuşmadan anlamamız ister. Bu adeta çok az ipucu ile olayı bizim çözümlememiz gereken bir oyun gibidir. Şimdi bu oyunun bir örneğini verelim.

Bir çocuk ‘’öğretmenden dayak yedim’’ dediğinde bunun ayrıntılarını sormaya gerek yoktur. Ne ‘’kim bilir dayağı hak edecek ne yaptın?’’ Öğretmen dövdüyse bir nedeni mutlaka vardır’’ ne de ‘’ ay çok üzüldüm’’ demek gerekir. Çocuğun duyduğu acı, utanç ve öç alma duygusunu anladığımızı belirtmemiz yeterlidir. Bu duyguların ne olduğunu çocukla ilgilenip dinleyerek ve hatta kendi başımızdan geçen benzer bir olayı hatırlayarak öğrenebiliriz. Utanan bir çocuğun bir sürü insan içinde neler hissedebileceğini hepimiz biliriz. O anda öyle şeyler yaşamalıyız ya da öyle sözcükler kullanmalıyız ki çocuk iç dünyasında kopan fırtınaları bizim anladığımız hissetsin ve rahatlasın. Bunun için,

‘’Çok sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kalmışsın.’’
‘’Kim bilir ne kadar kızmışsındır.’’
‘’O an için dünya başına yıkılmış ve öğretmeninden nefret etmişsindir.’’
‘’Hele yapılan hareket kız arkadaşlarının yanında olunca o an öğretmenine karşı gelmek ve onu dövmek istemişsindir’’ türünden cümleler kurmak yeterlidir.

Bir çocuğun şiddetli duyguları kendisine, ‘’böyle hissetmen güzel değil’’,veya
‘’böyle düşünmene bir neden yok’’ denilerek ve buna inandırılmaya çalışılarak giderilmez. Şiddetli duygular zorla yok edilemez. Ancak dinleyenin onları sevgi ve anlayışla karşılayarak kabul etmesi keskin uçları köreltir.

Gelecek yazımızda çocuklarla konuşurken ne türden olaylara karşı nasıl tepkiler gösterebiliriz, bunun örnekleri üzerinde durmaya çalışacağım.

Yeni makalelerimizde buluşmak ve yaşadığımız bu hayatı hep birlikte mutluluk içinde paylaşmak dileğiyle…
                                                                                           HALİL İBRAHİM ÖZKAN
                         PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Kayıtlı
TcKaY1
Süleyman Özbaş
TESHABER
*****

Teşekkür Sayısı: 976
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1260

Avatar Yok


Site
« Yanıtla #1 : Temmuz 09, 2008, 01:08:30 »

Güzel ve emek verilen harika bir yazı. Teşekkürler hocam...
Kayıtlı

"DÜŞMANIM DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİNCEYE KADAR BEN DE ONUN AMANSIZ DÜŞMANIYIM"

ATATÜRK
BAŞKAN
www.teshaber.org
*****

Teşekkür Sayısı: 2429
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3102


HATA YAPMAKTAN KORKANLAR HİÇBİR ŞEY YAPAMAZLAR


« Yanıtla #2 : Temmuz 09, 2008, 10:27:53 »

Hocam sizlere büyük isler düsmektedir. Allah gücünüzü kuvvetinizi art1rs1n...
Kayıtlı

HATA YAPMAKTAN KORKANLAR HİÇBİR ŞEY YAPAMAZLAR
arslan şenyürek
TESHABER
*****

Teşekkür Sayısı: 1009
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1144


arslan şenyürek


« Yanıtla #3 : Temmuz 09, 2008, 11:57:04 »

Hocam teşekkürler yazınızdan istifade edeceğiz.
Kayıtlı

TÜRKLÜK GÖKLERDE DALGALANAN BİR SANCAK,
VE BİZ TÜRKLER ALLAH ÖNÜNDE EĞİLİRİZ ANCAK.
mustafabayraktar
TESKAYSERİ
****

Teşekkür Sayısı: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 79

Avatar Yok


« Yanıtla #4 : Temmuz 10, 2008, 11:36:17 »

Hocam kaleminizin gücünü biliyordum. Bizlere bu eşsiz bilgileri sunduğunuz için teşekkürler.
Kayıtlı
Dr. Ahmet AKMAZ
Şube Sekreteri
TESHABER
*****

Teşekkür Sayısı: 1940
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2075



« Yanıtla #5 : Temmuz 30, 2008, 20:51:17 »

Teşekkür ederim sayın Hocam.
Kayıtlı

"Koku, gülün sesidir
Ve gül toprağın nefesidir."
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!